Köşe Yazıları › Abdulkadir Şahin › 60 Saniyelik Dünya
Bir dövüşçünün kaderi bazen raundun içindeki üç dakikada değil, köşede geçirdiği 60 saniyede değişir. Çünkü o kısa sürede yalnızca nefes toparlanmaz; zihin, güven ve kazanma inancı da yeniden kurulur.
Ringde bazen en uzun süre, dövüştüğün üç dakika değildir.
En uzun süre, raundun bittiğini söyleyen zil ile yeniden ayağa kalkmanı isteyen zil arasındaki o 60 saniyedir.
Dövüşçü köşesine geldiğinde dışarıdan gördüğümüz şey oldukça basittir. Oturur, su içer, nefes almaya çalışır ve antrenörünü dinler.
Ama aslında o 60 saniyenin içinde çok daha fazlası yaşanır.
Kalp hâlâ savaşmaktadır.
Akciğerler daha fazla oksijen ister.
Kaslar yanar.
Beyin birkaç saniye önce aldığı darbeleri anlamlandırmaya çalışır.
Vücut yorulduğunu söylerken, zihin birazdan tekrar ayağa kalkması gerektiğini bilir.
Ve tam karşısında antrenörü vardır.
Bir dövüşçünün köşesinde uzun uzun konuşacak zaman yoktur. Antrenör o bir dakikanın içerisinde sporcunun fiziksel durumunu, psikolojisini, rakibin açıklarını ve bir sonraki raundun planını değerlendirmek zorundadır.
Bazen teknik anlatırsınız.
“Sağını kaldır.”
“Mesafeyi koru.”
“Sol kroşeden sonra çık.”
“Rakibin sağ tarafı açık.”
Ama bazen o 60 saniyede teknik ve taktik ikinci planda kalır.
Çünkü sporcu ne yapması gerektiğini zaten bilir. Yıllarca bunun için çalışmıştır. Binlerce kez yumruk atmış, binlerce kez savunma yapmış, aynı hareketleri antrenmanlarda defalarca tekrar etmiştir.
O anda ihtiyacı olan şey bazen yeni bir taktik değil, yeniden inanacak bir sebep bulmaktır.
İşte sporcu bazen antrenörünün gözlerine bunun için bakar.
“Hâlâ bana inanıyor mu?”
Çünkü antrenörün gözlerindeki tereddüt, sporcunun içindeki şüpheyi büyütebilir.
Ama orada güveni, sakinliği ve hâlâ kazanabileceğine dair o inancı görürse, insanın içinde başka bir şey uyanır.
Bazen tek bir bakış, onlarca cümleden daha güçlüdür.
Sporcu o an kendi içerisinde bulamadığı inancı, birkaç saniyeliğine antrenöründen almak ister.
Belki de antrenörlüğün en zor taraflarından biri budur.
Sporcun kendisine inanmakta zorlanırken bile onun gözlerinin içine bakıp ona inanabilecek kadar güçlü kalmak…
Hatta bazen önce sizin inanmanız, sonra onu da buna inandırmanız gerekir.
Bu yüzden köşede söylenen en önemli cümlelerden biri bazen yalnızca şudur:
“Bana bak.”
Sporcunun gözleri tekrar antrenörünün gözlerini bulduğunda, ringin içerisindeki bütün gürültü birkaç saniyeliğine kaybolur.
Tribün yoktur.
Rakip yoktur.
Skor yoktur.
Sadece sporcu ve antrenörü vardır.
Bir tarafta yıllarca yapılan antrenmanlar, diğer tarafta bütün o çalışmaların sonucunu değiştirebilecek birkaç saniye…
Sonra hakem seslenir.
Köşedeki ekip ringden iner.
Dövüşçü ayağa kalkar.
Yorgunluğu hâlâ oradadır. Kalbi hâlâ hızlı atmaktadır. Aldığı darbeler kaybolmamıştır.
Ama bazen o sandalyeye oturan kişiyle, 60 saniye sonra ayağa kalkan kişi artık aynı değildir.
Çünkü o bir dakikada yalnızca nefesini toplamamıştır.
Kendini de toplamıştır.
İşte bu yüzden dövüş sporlarında köşe sadece dinlenilen bir yer değildir.
Köşe; bedenin nefes aldığı, zihnin yeniden toparlandığı ve bazen kaybolmaya başlayan inancın yeniden kurulduğu yerdir.
Bazı raundları teknik kazanır.
Bazılarını kondisyon.
Bazılarını yıllarca yapılan antrenmanlar.
Ama bazı raundları…
Antrenörünün gözlerinde gördüğün “Ben hâlâ sana inanıyorum” bakışı kazandırır.
Ve bazen bir maçın kaderini değiştirmek için üç dakikaya değil…
Sadece 60 saniyeye ihtiyaç vardır.
Bu yazıyı paylaş
Antrenör
Abdulkadir Şahin, Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi mezunu, eski Milli Kickboks sporcusu ve Kickboks-Muaythai Milli Takım…
Tüm Yazıları